08-10-2007, 22:50:39 PM

Bulgaristan sınırında olan İğneada, Karadeniz kıyısında bir yarımadadır.
Haziran ayı başından Eylül ortalarına kadar denizden, kumdan, güneşten ne bekliyorsanız İğneada’ da bulabilirsiniz. Yılın diğer aylarında ise Dünya bankası koruması altında olan Longoz Ormanları, eşsiz sonbahar renklerinin tümünü yüzünde taşıyan biraz hüzünlü, biraz çapkın bir kadın gibi gülümser size… Ben yine de en çok kışları gitmeyi seviyorum İğneada’ ya. Kış dedim; siz mutlaka yanınıza çekme halatı, kar lastiği, takoz, zincir vb. alın, Tibet kışlarından bile zor bir kış geçirirsiniz orada.
Otomobil ile İstanbul’a 2.5 saat uzaklıktaki İğneada halkının başlıca geçim kaynağı balıkçılık ve ormancılıktır. Limanında bol ve taze balık bulabileceğiniz gibi eşsiz doğasının koynunda sadece meyve-sebze yiyerek bile damak zevkinizi tatmin edebilirsiniz; çünkü orada hayatın size ender olarak sunduğu zamanları ve anlayışı bulursunuz. Kendinizi dinleyebileceğiniz ve çok ama çok sakin ve huzurlu bir tatil geçirebileceğiniz bir yer arıyorsanız kesinlikle o yerin İğneada…
Kırklareli’ne bağlı fakat Kırklareli’nden en az İstanbul kadar uzak olan bu yerde Bulgaristan sınırını gezmeniz askeri izne bağlI. İğneada’ ya yazın gitmeyi planlıyorsanız ve kalmayı düşünüyorsanız bir yer ayarlamadan gitmemenizi öneririm; çünkü yaz aylarında kalıcak yer sıkıntısı çekebiliyorsunuz. Birkaç küçük pansiyonu mevcut, genelde kasaba halkı evlerini pansiyona veriyor. Örneğin dayalı-döşeli bir evde gecelik 50-ytl ye 10 kişi kalabiliyorsunuz.
Cennetin rengi bir bebeklerin, bir annelerin gözlerinde ve bir de İğneada’ nın insanı çarpan parlaklığında saklı.
Bir gün taşınmayı düşünürseniz (ki eminim bu düşünce aklınızdan geçicek) sizi balkonumda denizi izleyerek kahve içmeye bekliyor olacağım. Eğer yazın gelirseniz lütfen geliş yolunuz üzerindeki kaynak sularının tadına bakmadan, Dupnisa mağarasının havasını solumadan ve yol kenarında satılan bahçe çileklerinden almadan gelmeyin