Tek Link Film İndir , Film İzle , Film İzleme , N73 Temaları , Mp4 Film..

Full Versiyon: İbrahim Tatlıses Fan Clup
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
şarkı sözlerinin tamamını bulmaq için üye oldum fan clubüne halay
TEKER TEKER GELİN

Babam derdi ki, "Bak oğlum birine bir tokat vurduysan o da ellerini kaldırıp kendi başının üstünde siper edip sana vurmaya çalışmıyorsa sen sen ol ikinci tokadı sakın vurma." O saatten sonra vuracağın her tokadı kendine vurmuş olursun, delikanlılık raconuna ters düşme. Ben de o gün bu gündür rahmetli babamın bana çizdiği yolda karınca kararınca yürümeye çalışıyorum. Hiç kimseye ikinci tokadı vurup, babamı mezarında rahatsız etmedim. Oğlum İdo' ya da aynı şeyleri anlatıyorum, kısmet olursa o da çocuklarına anlatacak, sizlerce bir mahsuru yoksa tabi... Burada gülme efekti rica edim heh... heh... heh... Bi köşe yazim dedim. Bi yığın köşe yazarı atlarını nallayıp peşime düştüler beni yakalamaya çalışıyorlar. Çabaları boşuna yakalayamazlar niye mi? Hıh... Heh... Heh... Çünkü benim atım safkan, onların bindiği atlar ise katır. Katırla safkanın arasındaki farkı Veliefendi'ye gidip jokeylere soracaklar. Seçenekler: Selim Kaya, Halis Karataş, Nurettin Şen, Ramazan Taşdelen, Sadettin Poyraz, Süleyman Aktı vs... Yanlış anlaşılmasın bu isimler manken, sanatçı, artist, siyasetçi değillerdir. Bunlar jokeydir, ata binerler...

***
Yazımın başlığında da söylediğim gibi teker teker gelin. Hepiniz birden gelirseniz ben tek başıma sizlerle nasıl baş ederim? İnsan biraz mola verir. Sizler mola nedir bilmez misiniz? Ha babam deh babam. Bana acımıyorsanız kendinize acıyın kendinize de acımıyorsanız bindiğiniz katırlara acıyın. Katırın gücü ne ki? Adı üstünde K A A T I R !!! Delikanlılık raconu şöyle der; on kişi bir kişiyi döverse, racona ters düşer. Delikanlı adam teke tek dövüşür. Üstüme küme küme geliyorsunuz. Hepiniz birden vurursanız feleğim şaşar kim vurduya giderim. Allah muhafaza hepinizin başı yanar. Sonra ayıkla pirincin taşını karakollar, mahkemeler, polisler, savcılar, hâkimler ara ki suçluyu bulasın. Tabi halk da ayrı bir merakta acaba İbo'yu hangi "KALEM" vurdu. Onun için tek tek gelin arkadaşlar. Arkadaşlar diyorum çünkü artık bu saatten sonra arkadaş olduk, yok birbirimizden farkımız. Sizler mekteplisiniz, ben de alaylıyım. Beni sizden ayıran tek şey halkın "OXFORD"u. Ben ne öğrendiysem vatandaştan, sizler ne öğrendiyseniz mektepten.

***
Ben bu saçları değirmende ağartmadım, şöhreti de yolda yürürken bulmadım. Bakkallarda falan satmıyorlar ki, gidip deyesin "beyefendi bir kilo şöhret verir misiniz?" Sizler de kolay gelmediniz, kim bilir ne badireler atlatarak geldiniz. Ben kazıyarak buralara geldim. Sizler de sınıflarda dirsek çürüterek, KALEM KIRARAK bu mertebelere erdiniz. Baksanıza Başbakan'a, Bakanlara, Vekillere, Valilere, Savcılara, Hâkimlere, Hekimlere, iş adamlarına, sanatçılara yaz babam yazıyorsunuz. Bu ne özgürlüktür, icabında hükümet bile deviriyorsunuz. Bu saydıklarımın yanında ben kimim ki "BİR GARİP" İbrahim Tatlıses, Urfa'nın kenar bir köşesinde mağarada doğmuş, doğum tarihi bile tam olarak belli olmayan, hayatında mektep nedir bilmeyen, sizlerin olduğu gibi bir öğretmeni dahi olmamış, kültür seviyesi sizce sıfır bir adam... Sizler ne yaptınız katırlarınızı allayıp nallayıp peşime düştünüz, demek ki sizlerde anladınız bende BAL var. Evet bende çok lezzetli bir bal var. Karadenizliler onun adına "ANZER BALI" deyiler. Eskiler ne demiş balın iyiyse sineğin Bağdat'tan gelirmiş misali. Bal dedim de aklıma geldi sizlerin arasında da bal gibi insanlar vardı. Mesela rahmetli İslam Çupi. Yemin ederim İslam babayı çok severdim, merak etmeyin Bab-ı Ali'de daha çok İslam Çupi'ler var; mesela öyleleri var ki sana balyoz bile vurur hiçbir yerin acımaz çünkü balyozunu pamuğa sarmış sarmalamıştır da ondan. Bazılarınız da var ki Allah korusun iğneyi kendine batırmadan çuvaldızı sana batırır. İsim sormayın veremem onlar kendilerini iyi bilirler, ayrıca isim verip kendi köşemi flulaştıramam.

İBRAHİM TATLISES
Dertli yazar

Yazıyı yazmak bi dert, sizleri bu yazıları ben yazıyoruma inandırmak ayrı bi dert. Konuyu bulup yazmak, o da başka bi dert. Yazı gazetede yayınlandıktan sonra okuyuculardan gelen yorumu dinlemek daha da keyifli bi dert. Yani anlayacağınız dertli dertli bir yazar oluyorum. Bir okuyucumuzdan kulağıma gelen nane şekerli bir yorumu sizlere aktarıyorum. İki bayan arasında mutfakta geçen bir kulak misafirliği. Hikâyesi ve senaryosu İbrahim Tatlıses'e ait;
"Şimdi sen diyorsun ki, bu yazıları İbo yazıyormuş, öyle mi?
"Ben demiyorum kızım, bütün köşe yazarları adamı ha bire köşelerinde misafir ediyorlar, bu da İbo köşe yazıyor anlamına gelmiyor mu?
"Yok ya, İbo yazıyormuş, daha neler... Neyle yazıyormuş acaba çok merak ettim.
"Çok merak ettiysen bende İbo'nun telefonu var aç konuş, belki o zaman merakın gider.
"Kızım sende bi tuhafsın, hep demiyorlar mı bu adam kıronun tekidir diye, ee nasıl yazacak tebeşirle mi?
"Sen diyene bakma kızım yazana bak, Kıro muro adam yazıyor ya, ha kalemle yazmış, ha tebeşirle, ne fark eder ki...
"Eğer o yazıyorsa ben de ne olayım.
"Ne olmayı düşünüyorsun canım, Hülya Avşar falan mı?"
"Ben şaka yapmıyorum ŞURDA CİDDİ KONUŞUYORUZ kızım. Bu yazıları İbrahim Tatlıses'in yazdığına beni kimse inandıramaz, sen de inandıramazsın. Ama dersen ki gazetede birileri yazıyor, altına da İbo'nun adını yazıyorlar o zaman tamam!!
"Bak Hülyacım, pardon ya, Hülya da nerden çıktı. Allaaah gözlerim yandı, nasıl bir soğan almışsın sular içindeyim. Soğan gözlüm sana Hülya deyişim nedendir?
"Neden olacak, ben kendimi bildim bileli sen İbrahim Tatlıses Hülya Avşar filmlerini kaçırmazdın, onun için İbocu ve Hülyacı olman doğaldır. Mesela ben de bir zamanlar Kadir İnanır Türkan Şoray hayranıydım ve ben de onlara toz kondurmazdım.."
"Toz kondurmadığın belli. Bugüne kadar neden bekâr kaldığında belli. Mutfak toz içinde... Bak kızım, erkeğin kalbine giden yol mutfaktan geçer unutma! İstersen biraz da İbo'nun şair tarafını konuşalım"
"Şair mi?"
"Tabi ya, bak dinle bir filminde Hülya Avşar için yazmıştı:
Ölmeyi Tanrıya
Yaşamayı Sana
Ağlamayı Kadere
Gülmeyi Sana
Sevmeyi Kalbime
Sevilmeyi Sana
Sana Borçluyum..."
"Vay be bunu kendi mi yazmış?"
"Kendi yazmış tabi, bak dinle bir tane daha var:
Seni sensiz yaşamak en kötü kader olsa gerek.
Ey benim hasret kokan sevgilim;
Bu ayrılığa dayanır mı yürek?
Gel desem gelemezsin biliyorum.
Ama ben seninleyim, seni yaşıyorum ve tek...
İşte bizim kıro dediğimiz İbrahim Tatlıses bu... Kısa ama anlamlı yazar. Bütün yazılarını kendi yazar, çektiği dizilerin hikâyelerini kafasında kendi kurar, senaryolarını kendi yazar ve çoğu şarkılarını kendi besteler sözlerini de kendi yazar." Bu saydıklarımın hepsini İbo yazmıyor ve biz inanmıyoruz diyenlere İbo şöyle diyor; Bunların hepsi bana tanrının bir lütfudur, sizler bana inansanız kaç yazar, inanmasanız kaç yazar
Korsancılara devir teslim töreni...

Korsan aldı başını dörtnala gidiyor. Ne dur diyen var ne de durma, zaten durmuyor da. Durmadığı gibi kervanına yeni yeni korsancılar ekliyor... Eyvah! Türkiye korsan çemberinin içine düşmüş, yok mu bizi kurtaracak bir Allah'ın kulu ya da var da biz mi göremiyoruz?
Ey büyük kurtarıcı!!! Çık ortaya, göster gücünü, kurtar bizi kırk haramilerin elinden! "Terbiyeli terbiyesinden utanmış terbiyesiz de ondan korktuğunu sanmış" Beyler ŞENER ŞEN'İN "NAMUSLU" FİLMİ BİTTİ... Şimdi yeni bir film başlıyor, adı da "KORSANCILAR". Efendiler, gerçekleri görelim, kasetçilik sektörü el değiştiriyor. Çarşının yeni sahipleri KORSANCILAR... Çarşıya yıllardır emek veren, Türkiye Cumhuriyeti'ne aslanlar gibi vergisini ödeyen, yeni eserler, yeni sanatçılar kazandıran esnaf ne yazık ki ceketini alıp gidecek...
O güzelim insanların yerini yetimin, beşikteki yavrunun, dul kadınlarımızın, bursla okuyan yarınlarımızı teslim edeceğimiz olan gençlerimizin haklarını, "DEVLETİ" soyup soğana çeviren, bir kuruş vergi ödemeyen bu kan emicilere TESLİM edeceğiz... "Maliye Bakanlığı'nın, Adalet Bakanlığı'nın, İçişleri Bakanlığı'nın, Kültür Bakanlığı'nın, tüm HÜKÜMET erkânının" ve biz Sanatçıların, Bestecilerin, Güftecilerin, Şairlerin, Ozanların, Sazcıların, Cazcıların hepimizin gözü aydın!!! Bütün medya kuruluşlarına duyurulur. Unkapanı Plakçılar Çarşısı'nda DEVİR TESLİM TÖRENİMİZ VAR. HEPİNİZ DAVETLİSİNİZ!!! Basın bültenimizi açıklıyoruz, namuslu insanlarımızın ekmeğini ve ehliyetini ellerinden alıp her zaman olduğu gibi kırk haramilere ve korsancılara kendi ellerimizle
TESLİM ETME TÖRENİMİZDİR!!!
Not: Bu konuda DUYARLI olan herkese teşekkürler. İmza: Korsanzedeler
Özür diliyorum

Özür diliyorum... Evet yanlış okumadınız, özür diliyorum... İki hafta önce içimden geldiği gibi samimi bir şekilde hayatımızın ve canımızın vazgeçilmezleri olan kadınlarımızı yazmıştım. Kimler neler demedi, neler yazmadı ki... Hatta bazı kadın yazarlarımız da, göklere çıkardığım kadınlarımızla ilgili yazımı, vahşet ve cehaletle dolu bir yazı diye yorumlamıştı. Olsun.. Kim ne yazarsa yazsın ben yazdıklarımın arkasındayım. Yeter ki benim yazdığım doğruları flulaştırmasınlar. Yazdıklarımın çoğu yaşanmış ve halen de yaşanıyor. İnkâr eden kendini inkâr eder. Bakın halen demiyorsunuz ki bu adam neden özür diliyor? Diliyorum çünkü o nazlı, o ipek yürekli kadınlarımızı anlatırken, sevgiden, şefkatten, merhametten, insanlıktan yoksun olan kadınlarımızı yazmadığım için özür diliyorum, yüreklerinde çocuk sevgisi olmayan, kin ve nefret taşıyan kadınlarımızı atladığım için özür diliyorum...
Tam iftarımı açarken haberlerde kanımı donduran ve gözlerimden yaş akıtan, bebelerimize terlikle vuran, kafalarını birbirine çarpan kadınlarımızı göremediğim için özür diliyorum!!! "Malatya Malatya bulunmaz eşin, gönülleri doldurur ayla güneşin.'' Bir günde dünya gözünü Malatya'ya çevirdi. İster misin Malatya turistlerin akınına uğrasın, ayrıca neden olmasın ki yerli turistler başladı bile. Medyanın gözünü sevim bundan daha büyük reklam mı olur, bir günde bütün dünya duydu. Medyayı "alkışlıyoruz şak şak şak" Bravo en büyük medya bizim medya, nasıl da kıydık çocuklarımıza, sanki çok büyük bir marifetmiş gibi bütün kanallar, gazeteler el ele vererek açtık "Viyana kapılarını" şey pardon ya ne Viyana'sı oğlum, çocuk yuvalarımızın kapılarını. Bakın ey Avrupa biz çocuklarımızı böyle sopa atarak eğitiyoruz, ya siz? İnanıyorum ki onların ağzı kan dolsa kızılcık şerbeti içtim derler! Soruyorum?.. Amerika'da İkiz Kuleler'e uçak çarptı, binlerce kişi öldü, gazetelerde televizyonlarda kopmuş bir kol, kopmuş bir bacak, can çekişen bir adam resmi gördünüz mü? Tabii ki hayır!!! Avrupa'da, Türkiye'de bombalar patlıyor ve bütün dünya duyuyor. Neden? Çünkü bütün medya ordusu orda olduğu için saklayamıyoruz. Ama Malatya'daki olayda bir tek kamera vardı ve yanılmıyorsam görüntüler gizli çekilmişti.
Biz bu olayı İçişleri Bakanlığımıza bildirip kendi içimizde "hasıraltı" yapabilirdik, cezalarını da şimdi olduğu gibi yine adli merciler verebilirdi. Sonra da bir müfettiş ordusu kurup Türkiye'de daha kaç Malatya varsa o zaman göreydik! Bakalım yağ mı yoğurttan çıkıyor yoksa yoğurt mu yağdan... Ama ne hikmetse kendimizi zorla dünyaya ''teşrian'' ettik. (Urfa da böyle diyorduk) yani âleme reklam ettik... Haa olay gündem değiştirmekse. "I'm kıro" orasını anlamam da bilmem de. O zaman başka gündem bulup ciğerimizi de yakmasınlar. Zaten bulamaçta dişimiz kırılıyor..

***
Not: Ülkemizin her bölgesinde Oxford yok. Çocuk yuvalarında çalışan insanlarımızın çoğu eğitimsiz. Çocukları döven o kadınların hiç mi sorunları yok? Evlerinden oraya gelene kadar bir elleri yağda bir elleri balda mı zannediyorsunuz? Mutlak vardır onların da bir yıkık yanı. Hiç eğitim görmemiş olsalar bile, üzülerek söylüyorum, kaybetmemeleri lazımdı ana yüreklerini. Çünkü dövülüp hırpalanan çocuklar yarınlarımızda ülkemizin bekçileri, yarınlarımızda ülkemizin teminatları, yarınlarımızda ülkemizde söz sahibi olacak çocuklarımız... Onlar bizim çocuklarımız... İyi bayramlar dünya çocukları...
Fahrettin ASLAN!!!...

Allah sizinle olsun. Ekmek verdiniz aş verdiniz, birçok sanatçıya yön verip şöhret kapılarını açtınız, hakkınızı kimse inkâr edemez. İbrahim Tatlıses olarak çok gazinolarda çalıştım, size bir şey sölim Gazinocılar Kralı Fahri Bey, bey diyorum çünkü telefonumda halen Fahri Bey diye geçiyor. Dört kitap üzerine yemin ederim ki, sizinle çalışırken aldığım keyfi hiç kimseden almadım, almadım alamadım... Hele de gelmemek üzere bir yolculuğa gittiniz ki hepten küllüm oldum. Artık siz de yoksunuz Maksim Gazinosu da yok. Şimdi ben sahnedeyken kime laf yetiştirecem, kime cimridir bana az para ödüyor diyecem, kimi kızdıracam ve benim sahnede size yaptığım şakalarımı kim kaldıracak siz ne şeker patronumuzdunuz... Bizi öksüz bıraktınız Fahri Bey...


Atıf usta meğer sizin ne marifetleriniz varmış da haberimiz yokmuş. Vay anasını... duyunca şok şok şok oldum. Oha falan oldum yani Avrupa yakası. Bir profesörün adı duyduğum şeylere karışmamalı, adı üstünde profesör!!! Hadi biz sanatçıyız bizim için böyle dedikodular olabilir ama sizin gibi bir profesör için "genç kızlara düşkünlüğü vardı" sözü, dilerim ileride atasözü olarak tarihe geçmez. Yanlış anlamayın hocam, bunu biz uydurmuyoruz Eskişehir'de görev yaptığınız okuldan mezun olan hanım bir oyuncumuz söylemiş. İsminizi vermesem de zaten herkes kim olduğunuzu anladı ama ben yine de vereyim Sayın Ali Atıf Bir iki üç dört beş arttırılmaya layıksınız hocam... Ama benim sahamda top koşturmayı deniyorsunuz, anlamış değilim. Çapkın olan benim, size ne oluyor? İsterseniz sizi biraz haklı çıkartayım, tüm erkekler genç kızlardan hoşlanır. Ama bu genç kızlar öğrencileriniz olunca o zaman külahlar değişiyor. Ve size verdiğim sayıları geri alıyorum beş dört üç iki bir hatta sıfır... Şimdi bakalım adınız ne oldu ALİ ATIF SIFIR. Hocam herkes gider Mersin'e siz gidiyosunuz tersine. Siz tersine gidince ben de ters yazmaya başlıyorum. Şimdi herkes diyecek ki bu İbrahim Tatlıses de amma ters adam. Gördünüz mü hocam sizin yüzünüzden benim de adım terse döndü "MİHARBİ SESILTAT" hoppala aniden ters yüz oldum insanlar adımı okurken tepe taklak olacak.. Eee ne demişler gülme komşuna gelir Ali Atıf hocanın başına, Ali hoca bakmazlar gözünün yaşına, zehir koyarlar aşına, ne gelirse çapkınlıktan gelir insanın başına. Evli misiniz bekâr mısınız bilmiyorum ama çapkınlık yapılacaksa içeride değil dışarıda... Ben görmedim hocam sadece duyduklarımı kaleme döküyorum.
Senaryo benim değil. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz hocam. Bana sorsaydınız çapkınlık nasıl olur size anlatırdım. Baktınız duman çıkıyor, alın elinize telefonu çevirin 110'u, beş dakikada gelirdi itfaiye söndürürdü ateşi, duymazdı sağırı sultan olay küllenir giderdi çapkın çapkın çözerdik işi. Şimdi ne oldu, sağır sultan da duydu ayrıca bu dedikoduların biz yazarlarla hiçbir alakası yoktur, olay tamamen magazinselleştirilmiştir. Hocam siz isteniz de istemeseniz de biz yazarız magazinci değil.
Kadınlarımız...

Dilimin döndüğü kadarıynan kadınlarımızı anlatacam. Tabii ki kusurlar bulacaksınız ama şuna emin olun ki yazacağım her satır samimiyetin ta kendisi olacaktır. Ne yalan, ne dolan onlardır bizim anamız, bacımız, nişanlımız, yavuklumuz, sözlümüz, sevgilimiz ve evimizin tek hanımefendisi EŞİMİZ !!!
Şiirleri onlara yazarız, şarkıları onlara söyleriz, Ay'a, Güneş'e, güle, denize, ceylana, kekliğe, bebeğe, bir içim suya, en güzel kokuya, meleğe benzetiriz. Onların uğruna şair oluruz, ozan oluruz. Onlarsız nefes alamayız, göremeyiz, yürüyemeyiz, kalp nabza inat eder, alyuvarlar akyuvarlarımız birbirine girer vücut kimyamız değişir onlarsız... Gerekirse onlar için hem ölürüz hem de 39 yerinden sokak ortalarında bıçaklarız, aşağılarız, iter kakarız çünkü onlar bizim "KADINLARIMIZ''...
Kalp ağrılarımız, yürek sancılarımız, namusumuz, arımız, onlar bizim sosyal yaralarımız çünkü onlar bizim kadınlarımız... Uğurlarında hapis yattığımız, uğurlarında pırangalar eskittiğimiz kadınlarımız. Annelerinden, babalarından söküp aldığımız beyaz gelinlikler giydirip düğünler yaptığımız, ellerine kınalar, bilezikler gerdanlarına beşibirlikler taktığımız evimizin hanım ağası yaptığımız. Yemek tuzlu olduğunda tabağı kafasına fırlattığımız işte onlar bizim kadınlarımız... Acımız, tatlımız, kurumuz, yaşımız, ekmeğimiz, aşımız çilingir soframızda en alâsından sâkimiz, dedim ya onlar bizim kadınlarımız... Dışarıda kızgınlığımızı atamadığımız eve gelince onlara patladığımız, hıncımızı onlardan aldığımız, icabında dövdüğümüz, sövdüğümüz olsun ne var bunda, onlar bizim kadınlarımız. Hevesimizi aldıktan sonra, türlü türlü bahaneler uydurup yavaş yavaş arayı soğutup, mahkemelerde şiddetli geçimsizlikten tek celsede boşadığımız, eşine, dostuna, annesine, babasına karşı boynu bükük ve mahcup bıraktığımız, olsun onlar bizim kadınlarımız... Dul kaldıkları için şehvet uğruna asıldıklarımız, var gücüyle namusunu korumaya çalışan kadınlarımız. Çocuğu olmuyor diye üstüne kuma getirdiğimiz, yetmezmiş gibi kumalar getirdiğimiz, bir şey olmaz be ne olacak onlar bizim vefakâr ve cefakâr kadınlarımız. Çocukları için saçlarını süpürge edenler, sabahlara kadar pencerede kocalarını bekleyenler, beklerken uykuya yenik düşenler, uyuduğu için sopa yiyenler. Savaşta at yok araba yok eşleri cephede düşmanla savaşırken, bir karış toprağını ve namusunu korumak için omuzlarında cepheye top mermisi taşıyanlar vatan uğruna şehit düşen kadınlarımız. Bazen mal gibi görünen bazen sövülen bazen dövülen çocuklarının babasını dışarıya karşı küçültmeyip "o benim evimin direğidir kocamdır sever de döver de" diyen kadınlarımız. Gece yarıları annelerinden babalarından izinsiz barlarda diskolarda eğlenip sarmaş dolaş dans edip gezip tozan, magazin programlarına uygunsuz şekilde malzeme olan kadınlarımız...
Kadın haklarını savunan kadınlarımız kadın bıçaklanırken, yüzüne kezzap atılırken, evden dışarı kovulurken, mahkemeler buna benzer olaylarla dolup taşarken, gece yarılarında sokaklarda türlü türlü pazarlanırken bunlara duyarsız kalan İbo'nun "ben bitti demeden bitmez" lafının manasını anlamadan reklam için ayaklanan, süslenip püslenip televizyon kanallarında boy boy kendilerini gösteren bu şekilde kadın haklarını savunan kadınlarımız... Artık renginizi belli edin! Varsanız var yoksanız da yok olun! Atilla İlhan'ın dediği gibi "Ne kadınlar sevdim zaten yoktular''
Türkiye' den gündem çeeek!..



24 saatte 24 gündem. Olayları takip etmek mümkün değil. Gündemi takip edemiyorsan direk diskalifiye oluyorsun. Çünkü nerde olursan ol gündemde ne varsa bilmek ve konuya hakim olmak mecburiyetindesin. Yoksa sana gündem dışı bakarlar: "Çok banal, gündemden haberi yok." Ben hayatta banal olmak istemem. Her gündemi bana sor. Hepsini bilirim. Çünkü ben bir garip çocuğam. Arar gündem buluram. Bülent Ersoy bir televizyon programında, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'la, geçmişin zamanında, "Ankara'da bir yazıhanede görüştük sahne yasağımı kaldırabileceğini söyledi. Karşılığında da bu kadar para alırım" dediğini açıkladı. Biz şimdi bu konuya yabancıyız. Böyle bir diyalog oldu mu olmadı mı biz nerden bilicez. Bülent Ersoy anlatıyor, ona inanıyoruz. Sayın Deniz Baykal "Hayır! Böyle bir şey olmadı" diyor. Tabii ki Deniz Baykal'a da inanıyoruz. İşin içinden çık çakabilirsen. Bülent Ersoy, "Ben yalan mı söylüyorum" diyor. CHP tarafı acayip bir şekilde geriliyor. Bülent Ersoy da Deniz Baykal da geriliyor da geriliyor. Biz de sayın seyirciler olarak tambura teli gibi gerim gerim geriliyoruz. Germeyin bizi kardeşim. Buldunuz Ehli Canları, yüklendikçe yükleniyorsunuz. Biz bunlara inanaduralım şimdi de Gamze- Gökhan filmi başladı herkes yerini alsın... Haydaa film çok karanlık. Sanki hiç ışık kullanmamışlar. İşler gittikçe sarpa sarıyor. Bu karanlıkta ayıkla ayıklayabilirsen pirincin taşını. Kadına böyle kıyılmaz, ölümden beter bir hal. Hani bir mani vardır ya; Bir güzeli sevip de alamazsan İsmini aleme Rüsva eyleme Bir bahçeye giremezsen, Durup seyran eyleme. Bir binayı yapamazsan Yıkıp viran eyleme Yazan şair bu sözü kim bilir kaç senesinde yazdı. Şair o zaman ahlaklı bir biçimde "Bir şey senin olmuyorsa onu yıkma" diyor. Dönüp dolaşıp o yıktığını yine sen onaracaksın. Dışarıdan bakıldığında kendi içimizde eğilip bükülüyoruz. Tam da AB'ye girmek üzereyken Avrupa'nın Türkiye'deki bütün elçiliklerine rezil olduk. Şu gündeme bakar mısınız? Bütün internet siteleri, gazeteler, dergiler, televizyonlar, kahvehaneler çayhaneler vs... Gamze'nin görüntüleriyle çalkalanıyor. Daha ohh deyip derin bir nefes almadan Hülya - Kaya - Ferrari Feraye olayı. Ardından da boşanma. Haydaa ki hayda. Bu da nerden çıktı demeyin. Bir şekilde çıkıyor. Gönlümüz onların boşanmasından yana değildi ama yapacak bir şey yok boşandılar. Zaten boşanan boşanana. Acaba şu boşluktan istifade edip evlensem mi? Ba! ba! ba! Gündem yaratıcam. Gündem yaratmak önemli değil adım 'gündemci'ye çıkacak. Hem gündem çok diyorum, hem de gündeme gündem katkısında bulunacam. Hani sen gündemci değildin İbrahim Efendi. Doğru, değilim. Şaka yaptım, çünkü şakanın vergisi yok. İnsan şakacıktan evlenemez mi? Eveet nerde kalmıştık. Gündemi bilmezsen toplumda yerin yok demiştik. Mesela, Tuğçe Kazaz din değiştirdi. Adını da Maria yapmış. İşte bu tam bir "Hayda, hayda dıhayda". Noldu sana "Tuğçi"? Ne olmuştu bizim Kenan'ımıza, Mithat Can'ımıza? Çocukların nelerini beğenmedin de öbür tarafa gittin, yani Yorgo'ya. Adamın ismine bakar mısınız? Ha yattı ha yatacak. Adından da belli değil mi? Adam zaten yorgun. Yoksa sen de "Yabancı Damat" dizisinden mi esinlendin? Neden olmasın? Ben de arada sırada Pavorotti'den esinleniyorum: "O sollemio ben söylüyorum." Türkiye'den gündem çeek. Ramazan geldi hoş geldi. "Beyaz Hoca da eli boş geldi" demiyeceğim çünkü dolu dolu geldi. Ne ile geldi? İftar dedi, öpüşme dedi, beni ilgilendirmez ne yaparsanız yapın dedi. Ardından da "te goti çı goti" dedi. Hoca ne dediyse, yanlış anlaşıldı. Bana sorarsanız ben adamı doğru anladım. Biz gazeteciler şey pardon siz gazeteciler, kendimi niye katıyorsam... Evet siz gazeteciler Beyaz Hoca'nın her dediğini terse çeviriyorsunuz. Adam zaten sizin yüzünüzden ters düz olmuş. Hoca kendini düzeltene kadar Ramazan bitecek. Ee Ramazan bitince gündem bitecek mi sanki? Yoo. Kurban Bayramı'nda kurbanı tartışacağız. Belki bu sefer kendimize başka bir kurbanlık hoca buluruz. Mesela İsmail Nacar Hoca olabilir. Sakın yanlış anlaşılmasın Benimki sadece fikir. Ne olur kurbanlık beni seçmeyin de! Yarın görüşmek üzere...


--------------------------------------------------------------------------------
Yazı tura

Canlı yayında bir yazı tura attık! Ellerim kırılsaydı da atmaz olaydım. Atatürk' e hakaret etmişim. Haydaaaa! Güler misin ağlar mısın? Yav arkadaşlar burası arena değil, insanları eğlendiren keyiflendiren bir program. Yani İbo Show, burada öküz yok, inek yok, buzağı hiç yok. Ama siz illa ki orada öküz var, hatta öküzün altında buzağı da var diyorsanız, kardeşim ben de size İbrahim Tatlıses olarak diyorum ki; ne öküz var ne de buzağı. Başka ahıra beyler... Ama yine de konunun ne olduğunu detaylı bir şekilde anlatayım: Canlı yayında Sanatçı Kıraç, Yalnızım parçasını istedi. Şair Yusuf Hayaloğlu da Usta isimli parçamı istedi. Ben de o zaman dedim ki: "Bu böyle olmaz, yazı tura atalım." Seyircilerden biri 1 YTL verdi, ben de Kıraç ile Yusuf Hayaloğlu'na yazı mı tura mı diye sordum. Kıraç yazı dedi, Yusuf da Atatürk de ustaydı ben de diyorum ki tura. Parayı havaya attık yazı geldi. Ben de kırmadım iki şarkıyı birden okudum. Reklam arası verdik. Kuliste dinlenirken bir haber ajansı bir internet sitesini arayarak "İbo Show'da neler oluyor, uyuyor musunuz" diyor. Bunun üzerine internet sitesi yetkilileri benim avukatımı arıyor. Avukatım da bana bilgi verdi. Öküzün altında buzağı aramanın daniskası bu. Ben de o sinirle programa çıktım. Biz sanatçılar duygulu insanlarız, böyle bir saçmalığı canlı yayında sessiz ve sedasız bir şekilde karşılayamazdım, kimse kusura bakmasın. Küfür etmediğime şükretsinler. Sadece şerefsizler ve utanmazlar demeyle yetindim. Bazı kötü niyetli insanlar İbrahim Tatlıses'in açığını bulmak için oturup İbo Show'u izliyorlar. Hani bir hata yapar da koz olarak kullanırız diye. Valla bizde koz yok ama toz var toz. Şimdi siz o "toz"u da yanlış algılayabilirsiniz. Sizin gibi kişiler halen İbrahim Tatlıses'in bir kaya olduğunu anlamayıp üstümden aldığınız toz, anladınız mı tozlar?. Sizin gücünüz sadece üstümden toz almaya yeter, asla kayayı yani beni yerimden oynatamazsınız. Anladınız mı taş kafalılar... Öküz altında buzağı aramayın altını çizerek bir daha söylüyorum A-ta-tür-k' ü se-vi-yo-rum... Do you understand me !!!
Not: İngilizcesi bana ait değil, o kadar da değil...
not:bu yazıların tamamı ibrahim tatlısese aiittir
tşkler paylaşım  için saol
Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25
Referans URL