Can Havliyle Karalandığımdır...
Can Havliyle Karalandığımdır...
Gittim... Geride kan, geride yalan, geride onulmaz bir yara kaldı. Asfaltlara değen her adım "kahrolsun!" yazdı adım için.
Şimdi sensiz sokaklarda yoksulluğumla yüzgöz olmalardayım. Şimdi sevgili... Önüme atılan küflü kırıntılarla doymaya çalışmaktayım..
Oysa ki ben... Amansız yakarışlarım esnasında bir gece vakti bulmuştum seni. Giriftâr karanlığa, sıkı sıkı kapanmış kapılarıma, ve hatta tüm ürkekliğine rağmen oradaydın. Ellerinde eskimeyen bir türkünün sıcaklığıyla...
...
Kaybolmuş ruhuma pusulaydın sen. Terkedilmişliğime beklenmedik bir merhaba! Gözüme fer, toprağıma yağmur, oyunlarıma arkadaş olmaya gelmiştin...
Dilindeki o haklı isyana kurban olası tutuyordu doğanın. Ve mağrur duruşuna. Ve saklı sevdana;
“Hadi kalk! Ey azığı sabır yolcu!
Hadi ey gönlümdeki güzîde yazgı.
Hadi ey tükenmez cephanem, hazırlan,
Savaş açıyor bize kentlerin hedonist aşkları.”
Oysa ki yüreğim... Bir kratere özeneliberi lâvlar püskürtüyor eşe dosta. Bahânesi çok olurmuş volkanların, bin türlüsünü diline dolayıp yakıyor ne varsa. İşte bu yüzden, bu halimle görme beni. Yokluğunu aşk bildiğim sevgili... Görme ki ölüyorum sensiz. Bilme ki yaşlanıyorum tan vakitlerinde. Ve tam vaktinde sevgili, sev beni... Sev...
Yüreğimin etrafına kandan hudutlar çizdim. Ya gelmezsen diye. Gelmezsen gelmesin başka kimseler diye... Bir sen anlarsın ve sen korkmazsın kırmızıdan bir. Bir sen damlarsın gözlerimden böyle usul... ve böyle hüzünle. Bir sen tutarsın elimden, gökte bulutu, yerde toprağı ve ikisi arasında yağmuru sen kıskandırırsın gözlerindeki nemle. Ama bir sen bilme sevgili; ölüyorum sensiz.
...
Oysa ki sen... Gelmiştin. Yanağında gülpembe mahcûbiyetinle, gözlerinde gülizâr bir şiirle, gülleri çıldırtan bir güzellikle gelmiştin!
Oysa ki ben... Gittim. Geride canhıraş bir bekleyiş. Geride katre katre büyüyen bir aşk kaldı.
Ve geride sevgili. Adınla başlayan bir alfabe kaldı:
Elif... Be... Ra
Leylifer Ay