1973 yılında Hamburg’da doğdu. Aynı şehirde “Hochschule für Bildenden Künste”’de (Güzel sanatlar Yüksek Okulu) öğrenim gördü. 1995 yılında ilk kısa filmi “Du bist us / Sensin” ile Hamburg’da düzenlenen uluslar arası kısa film festivalinde “seyirci ödülü”nü aldı. İlk uzun metrajlı filmi “Kurz und Schmerzlos / Kısa ve Acısız” (1997), büyük ilgi gördü. Aralarında Adolf Grimme, Locarno Bronz Leopar ve Bavyera Film Ödülü’nün de bulunduğu dokuz ödül kazandı.
2000 yılında “İm Juli / Temmuzda” ile “Wir haben vergessen zurückzukehren” adlı bir belgesel çekti. 2001 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nin seçici kurulunda yer aldı. 2002’de çektiği “Solino” senaryosunu kendisinin yazmadığı tek filmiydi. Aynı yıl, o güne kadar yaptığı diğer filmler için “2002 DEFA Genç Yetenekler Ödülü”ne değer bulundu.
“Gegen die Wand / Duvara Karşı” filmiyle Almanya’yı temsilen katıldığı 54. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde hem “Altın Ayı” hem de Sinema Eleştirmenleri Birliği’nin (FIBRESCI) ödülünü aldı. Geçen yıl kendi film şirketi Corazon International’ı kurdu.
Duvara Karşı, Fatih Akın’ın en iyi filmidir.
Duvara Karşı adlı Fatih Akın filminin, diğer Fatih Akın filmlerine göre üstün olduğunu kabul etmek lazım. Özellikle de bütünüyle bakılırsa. Fatih Akın’ın kariyerindeki en önemli film de diyebiliriz Duvara Karşı için. Belki de bu filmin önemini belirtmek için Fatih Akın’ın kendi sözlerine bakmak gerekir.
“Duvara Karşı, benim için yeni bir tarz oldu. Önceki filmlerimden farklı. Bu filmde ilk kez böyle kendime ait bir tarz geliştirdiğime inanıyorum. Daha önceki filmlerimde başka yönetmenlerden örnekler vardı. Ancak bu filmde örnekler yoktu. Yönetmenlik kariyerim için bir dönüm noktasıydı bu film. Bu da olgunlaşmanın bir sonucu. Çok genç başladım sinemaya. İdoller gerekiyordu, onları izledim. Onları gördüm. Şimdi ise kendi stilimi keşfettim.” Diye kendi sözlerinden de bu filmin önemini görebiliyoruz.
Bu filme bakıldığında diğer filmlerinde olduğu gibi özentilikler gözükmüyor. Örneğin “Kısa ve Acısız”’da tam bir Scorsese kopyasıyken, “Temmuzda” adlı filmde bir İtalyan filmi ve mizahi havası vardı. Abartılı karakterler bunu oldukça yansıtıyordu. Bunun yanında filmlerinde Yeni Gerçekçilik Akımına özentilikler de gözden kaçmıyordu. Ta ki Duvara Karşı filmi çekilene kadar bu böyle gitti. Ancak sonunda bu film ile klişeleşen film figürlerinin yerine bilinçli bir şekilde klişeleri kullanmaya başladı. Bu da sinemasına yön vermesini sağladı. Bazı eleştirmenler filmin klişe bolluğundan şikayet ettiler ama Fatih Akın onlara en güzel cevabı verdi.
“Hayatın içinde klişeler var. Dolayısıyla da filmde de olması filmi gerçekçi kılıyor. Filmdeki insanların hiç biri iyi olsun veya kötü olsun diye yazılmadılar. Hepsi hayatın kendisinde karşılaşılabilecek türde insanlar. Bu yüzden de kafamda devamlı klişeler üretmiyorum. Tersine klişeleri analiz ediyorum. Çünkü hayat klişenin ta kendisi.” Diyerek yanıtladı.
Bu filmdeki en büyük avantajı ise belki de yapımcılardan dolayıydı. Çünkü filme kendi parasını koymuştu ve yapımcılardan biri de kendisiydi. Böylece filmin yapım aşamasında ona karışacak kimse olmayacaktı ve olmadı da. Filmi tam istediği gibi çekti. İstediği mekanları kullandı. İstediği oyuncuları kullandı. İstediği senaryoyu hayata geçirdi. Diğer filmlerde yapımcıların baskısı nedeniyle tam olarak istediğini yapamıyordu. “Solino”’yu yarı İtalyanca, yarı Almanca çekmek istemesine karşın, yapımcıların sadece Almanca olmasına izin vermesi, elini kolunu bağlamıştı. Özellikle de “Solino” adlı filmi yapımcıların isteği üzerine oldukça kısaltılmıştı. Filmin bu kadar kısaltılması, Fatih Akın’ın hayal kırıklığına ve bir nevi gurur mücadelesine dönüşmüştü. Bu yüzden de daha iyisini yapmalıydı. Bu psikoloji ile filmine başladı. Diğer filmlerde hep bir nokta belirliyordu. Ancak noktanın yanından bile geçemiyordu. Hatta yaklaşamıyordu. Düşünülen nokta ile gelinen nokta arasında büyük uçurumlar söz konusuydu. Bu filmde ise tam noktanın üstündeydi belki de. En azından o, öyle düşünüyor. Filmi izleyenlerin de pek farklı düşündüklerini sanmıyorum.
Filmin senaryosuna bakıldığında ise klasik Fatih Akın senaryoları çerçevesinde iki gencin karşılaşma süreci, saadet süreci ve en sonundaki dramatik portreler gözlere çarpıyordu. Bu filmde de aynı pilot düzen üzerine oturtulmuş bir düzen hakim. Ancak diğerlerine nazaran film, başrol oyuncusu Birol Ünel’in üzerine yazılmış bir film. Bu yüzden de gerçek yaşamdan kesitler taşıyor. Film başlı başına canlı. Buna ek olarak aralara serpiştirilmiş Türk sanat Müziği motifleri ve iki kültürün iç içe geçmiş anlatımı, Yeşil çam’dan fırlamış gözüken film yapısıyla başlı başına farklı bir filmdi.
Oyunculara göz atıldığında ise kendisinin üzerine yazılan bir senaryo olan oyuncu Birol Ünel, on eşlik eden yan karakterleri daha önceden “Masumiyet” filmiyle kendisine hayran kaldığı Güven Kıraç, “Propaganda” filmiyle de Meltem Cumbul’u kafasında belirlemişti. Filmde tek eksik olan şey ise belki de kadın başrol oyuncusuydu. Onu ise 350 kızı denedikten sonra bulabildiler ancak. Çünkü aradıkları kız en son denedikleri kız çıkmıştı. Onun adı ise Sibel Kekilli’ydi. Senaryodaki karakterine birebir uyan bir kişiydi. Bunun yanında Türkçe’yi ve Almanca’yı düzgün konuşan bir oyuncu bulmak çok zordu. Son olarak da sevişme sahnelerinde rahat birisi gerekiyordu. Sibel Kekilli ise bu aranan özelliklerin hepsine sahipti. Hatta daha önce oynadığı porno filmler sayesinde de sevişme sahnelerinde rahat olabiliyordu. Kısaca aranan kaftandı. Böylece her şey yerli yerine oturuvermişti.
Film, kimi Alman eleştirmelerin “göçmen sineması” (Almanya’da yaşayan Türkler hakkındaki filmler) diye adlandırılmalarına rağmen en güzel yanıtı veriyordu ve Almanya’yı temsil ettiği Berlin Uluslar arası Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönüyordu. Bu onu ciddiye almayan Almanlara en büyük yanıtı olarak da gösterilebilir.
Böylece tümüyle ele alındığında “Duvara Karşı”’nın her yönden diğer Fatih akın filmlerinden bir gömlek üstün olduğunu anlayabiliyoruz. Bu yüzden de Fatih Akın’ın en iyi filmi “Duvara Karşı”’dır.
Sanatsal açıdan bakıldığında Fatih Akın kötü bir yönetmendir.
Fatih Akın sinemasına bakıldığında filmlerindeki sanat yönetimin yeterince duyarlılıkla yapılmadığı görmekteyiz. Filmde görülen karelerin ve seçilen mekanların, daha iyisi bulunabilecekken fazla yorulmamak adına araştırılmadığını görebiliyoruz. Bu da filmlerindeki görselliği bozan etkenlerden biri oluyor. Özensiz bir yönetim ortaya çıkmış oluyor.
Filmlerinde genelde ayrıntılar yeterince belirtilmiyor. En ufak ayrıntısına kadar titizlik gösterilmiyor. Bunun yerine seçilen yol ise senaryodaki repliklerle, bu ayrıntıların üstleri kapamak veya örtmek. Belki de kolaya kaçmayı tercih ediyor Fatih Akın.
Sanatsallığı bir resme, bir tabloya benzetirsek ve buna göre değerlendirmemiz gerekirse; Fatih Akın sinemasında bu özelliği pek göremiyoruz. Filmdeki karelerde herhangi bir orijinallik pek yok. Bunun yerine montajlarla kesilen bölümler kullanılmış. Ancak bu yöntemin durumu kurtarmak için herhangi mazereti bulunmamakta. Filmleri sanatsal anlayıştan tamamen uzakta. Bunun yerine daha kişisel filmleri tercih ediyor. Bununla da paralel orantıda olarak da, belli bir kesime hitap eden filmler ortaya çıkıyor. Sadece insanlara kendi yorumunu sunuyor. İnsanların yorum yapmasına pek izin vermiyor. Bu da sanat açısından değeri düşürüyor.
Yumuşak kamera hareketleri yerine, filminin daha eğlenceli olması için veya izleyici eğlendirme düşüncesiyle hızlı geçişlerin kullanıldığı söylenebilir. Bu geçişlerin oldukça fazla kullanılması da, bazen görselliği bozan unsurlardan biri haline geliyor.
Tüm bunlar göz önüne alındığında ise Fatih Akın’ın sanatsal açıdan pek başarılı olamadığını görüyoruz. Sanatsal anlamda başarılı olamadığının en önemli kanıtları olarak da Fatih akın filmleri en büyük kanıt olarak duruyorlar.
Kaynaklar :
Sinema Dergisi sayı: 99
Altyazı Dergisi
Hürriyet Gösteri
Reuters Haber Ajansı
Çeşitli Fatih Akın Röportajları ve hakkında yazılmış makaleler
Internet
Fleuarre Guide
Gece yarısı Sineması
Alman Genç Sinemacılar Derneği
NTV, Kanal D
Cinemascopa Magazine
Kişisel Gelişim , Başarı ve Sağlık Rehberiniz.. Başarı Rehberi