SERGE KAHILI KING
Kural Dışı Yayınları
Satış Fiyatı : 12.00 YTL
Türkçesi: Yonca Hancıoğlu
Sayfa sayısı: 200
Kitap Özeti: Hayal Mühendisliği
Yazarı: Serge Kahili King
Dünya, Siz Nasıl Görüyorsanız Öyledir
Neye inanıyorsanız onu yaşarsınız; tecrübe ettiğiniz şey inançlarınızın peşi sıra gelir. Sizi arzu ettiğiniz hayatı yaşamaktan alıkoyan her türlü inancınızı ya da görüşünüzü "hayal mühendisliği" ile değiştirme kudretine sahipsiniz.
Çoğu kez başımızı derde sokan, görüşlerimizi gerçeklerle karıştırma eğilimimizdir.
Yaşama dair edinmiş olduğunuz pek çok büyük kararı aslında çocukluğunuzda vermişsinizdir ve bu kararlar yetişkinliğiniz boyunca size rehberlik eder; ta ki siz onları değiştirinceye dek.
Gelin şimdi, sokaktan eve toprak getirip salondaki yemek masasının üzerine yığan ve bir kova suyla çamurdan kurabiye yapan iki küçük çocuğa bir göz atalım. Anneleri salona girip de manzarayı görünce deliye döner. Bağırıp çağırmaya başlar; ne kadar yaramaz, ne kadar kötü çocuklar olduklarını söyler ve popolarına vurarak onları bir güzel pataklar. Bu, ham deneyimdir. Ancak çocuklardan biri, kendisinin kötü olduğu fikrine odaklanır; annesini bir şekilde üzdüğü konusuna takılır ve yaptığı şeyin ne kadar yanlış olduğunu fark edemeyecek kadar aptal bir çocuk olduğunu düşünür. Bu, olacakların önceden kestirilemeyeceğine ve kendisinin de bu dünyayla baş edemeyecek kadar beceriksiz biri olduğuna dair erken dönem deneyimidir. Diğer çocuksa, annesinin kirden, pislikten hoşlanmadığı fikrine odaklanmayı seçer; şayet annesinin hoşlanmadığı bir şey yapacak olursa poposuna şamarı yiyeceğini ve çamurdan kurabiye yapabileceği başka yerler bulması gerektiğini düşünür. Bu, olacakların önceden kestirilemeyeceğine ama kendisinin bu dünyayla baş edebilecek kadar becerikli biri olduğuna dair erken dönem deneyimidir. Aynı ham deneyim, iki farklı filtreden geçerek birbirine taban tabana zıt iki farklı yol göstericiye dönüşmüştür.
Yaşadıklarınızın kaynağı sizsiniz çünkü düşüncelerinizi, hayallerinizi, duygularınızı ve eylemlerinizi biçimlendiren sizin yaşamla ilgili kararlarınızdır. Bütün bunlarsa, ilişkili olayları, koşulları, insanları size çeken ve sizi de onlara iten bir mıknatıs görevi görür.
İmgeleme Aracı
Hayal mühendisliği işinde kullanılan bütün zihinsel araçların içinde en önemlisi hayal etmenin -dilerseniz tasavvur etmek ya da imgelemek deyin- ta kendisidir.
Alıştırma: Şimdi, zihninizde küçük bir kasaba hayal edin. Kasabanın tek bir ana caddesi ve bu caddenin sonunda da diğer binalardan daha yüksek bir bina olsun. Şimdi hemen kitabı elinizden bırakın ve otuz saniye boyunca; iyice netleşene kadar, kafanızda bu sahneyi canlandırın.
Pekâlâ, gözünüzün önünde nasıl bir sahne canlandı? Kasabadaki binalar sazdan mı, kerpiçten mi, tahtadan mı yoksa başka bir malzemeden mi yapılmıştı? Ana cadde asfalt mıydı yoksa toprak mı? Etrafta hiç insan var mıydı? Caddenin sonundaki bina neye benziyordu? Bu kasaba Hindistan'da, Güney Amerika'da, Avrupa'da ya da başka bir yerde miydi? Daha önce gittiğiniz ya da resmini gördüğünüz bir kasaba mıydı yoksa tamamen yepyeni bir yer miydi? Bu alıştırmanın maksadı, size, gerçek bir hatıranızdan yola çıkmış bile olsanız, hayal ettiğiniz imgenin içeriğine dair bütün ayrıntıları oluşturanın bilinçaltınızın kendiliğinden hayal gücü olduğunu göstermekti. Neye benziyor olursa olsun, bu kasaba sanki daima orada "hazır bekliyormuş" gibi bir anda zihninizde beliriverdi. Büyük bir olasılıkla, bu kasaba imgesine dair hiçbir ayrıntıyı bilinçli olarak oraya yerleştirmediniz; birdenbire ve kendiliğinden ortaya çıkışının kanıtı da budur. Şimdi sizden aynı sahneyi yeniden gözünüzde canlandırmanızı istiyorum ama bu kez bilinçli iradenizle birkaç ekleme yapacaksınız; sahneye kendinizi ve bir arkadaşınızı yerleştirin ve kasabanın caddesinde arkadaşınızla birlikte etrafa bakarak yürüdüğünüzü hayal edin. Şayet daha önce o arkadaşınızla böyle bir caddede yürüdüyseniz, bu kez beraberinizdeki kişiyi başka bir arkadaşınız olarak hayal edin ve değişik bir şey yapın. Birkaç dakika sürdürün bu imgeyi.
Az önce yapmış olduğunuz şey, kendiliğinden imgelemeyle oluşan bir sahneye irade gücüyle imgelemeyi sokmaktı. Gün içinde hayal kurarken buna benzer şeyleri pek çok kez yapmış olabilirsiniz ama bu kez ben sizden yaptığınız şeyin bir teknik olduğunu fark etmenizi istiyorum; böylece bilinçli düzeyde kendi gerçekliğinizi yaratırken elinizin altında hazır bir teknik olacak.
Motivasyon Aracı
Hoşunuza gitmeyen duygulardan hasar görmeden özgürleşmeyi başarıyor ve istediğiniz zaman istediğiniz duyguyu seçiyorsanız duygularınızı yönlendiriyorsunuz demektir. Bu bölümün sonunda size, bunu nasıl yapacağınızı gösterip bazı uygulamalı alıştırmalar vereceğim.
Duygular, bedeninizdeki enerji hareketleridir. Buna ister hayat enerjisi diyelim, ister biyolojik enerji; asıl mesele duyguların da tıpkı herhangi başka bir şey gibi enerji akışı olduğudur. Güçlü duygulara daima bir sıcaklık hissinin eşlik etmesi ve vücut ısısının yükselmesi bunun en iyi kanıtıdır. Aslında bütün olup biten, bir miktar duygu enerjisinin, en eski fizik yasalarına uyarak, ısı enerjisine dönüşmesidir. Duygu enerjisinin de kısmen elektrik enerjisine dönüştüğü bir vakıadır ama bunun şu andaki konumuzla ilgisi yok. Isı enerjisi meselesine gelince; şimdilik, "kanı kaynamak" ya da "içi ısınmak" gibi deyimlerin basit birer metafordan ibaret olmadığını bilmenizi istemekle yetineceğim.
Öfke gibi bir duygu yaşandığı sırada, duygu giderek yoğunlaşıp kaslar da gerginleşirken sıklıkla olan şey şudur: Kişi bunun kötü, tehlikeli ya da ne sebeple olursa olsun mutlaka engellenmesi gereken bir duygu olduğuna karar verebilir. Bir şekilde gerilimi boşaltmak yerine kişi, bütün kaslarını öfkesini bastırmak üzere düğümleyerek duyguyu durdurmaya çalışabilir. Sonra da, kasları düğümlenmiş bir haldeyken, bu duyguyu unutmak için elinden geleni yapar. Ama beden asla unutmaz. Unutamaz. Çünkü duygunun mesajı hâlâ düğümlenmiş kaslarda kilitlenmiş haldedir ve duygusal mesajlar iletilmedikleri sürece hiçbir yere gitmez.
İşte size duygularınızı yönlendirme becerinizi geliştirebileceğiniz uygulamalı birkaç alıştırma:
Alıştırma I: Bu, pek çok öğrencimin olağanüstü etkili bulduğu derin nefes alıştırmasıdır. Bu alıştırmayı, birileriyle buluşmadan önce sakinleşmek istediğiniz zamanlarda; duygusal bir patlamanın ardından yaşadığınız şeyin tatsız etkilerini hâlâ hissetmekte olduğunuz zamanlarda ve kendinizi yalnız, sinirli ya da üzgün hissettiğiniz zamanlarda yaparsanız en büyük faydayı elde edersiniz. Rahatça oturun ve ellerinizi kucağınıza koyun; ya avuçlarınız yukarı dönük olsun ya da iki eliniz parmak uçlarınız birbirine dokunacak şekilde birleşmiş olsun. Nefesinizi verin ve aşağıdakileri yapın:
Konsantrasyon Aracı
Bir konuya ne kadar iyi konsantre olacağınızı o konuya olan ilginiz belirler. Konsantrasyon ve ilgi (dilerseniz motivasyon deyin) ayrılmaz bir ikilidir. O halde konsantrasyonla ilintili genel kural şudur: Bir şeyden ne kadar hoşlanır ya da bir şeye ne kadar ilgi duyarsanız konsantre olmanız o kadar kolaylaşır; tam aksine bir şeyden ne kadar az hoşlanır, ne kadar az ilgi duyarsanız konsantre olmanız da o kadar zorlaşır.
Öyle görünüyor ki, pek çok insana konsantrasyonun çok zor bir iş olduğu, çok çaba sarf etmeyi gerektirdiği düşüncesi aşılanmıştır. Sizden, son derece iyi konsantre olmuş birinin görünüşünü tarif etmenizi istesem muhtemelen bana, kaşlarını çatmış ve dudaklarını sımsıkı kapamış birini tarif edersiniz. Oysa bu ancak, hiç yapmak istemediği bir şeyi yapmak için büyük çaba sarf etmekte olan birinin görünüşü olabilir. Bana öyle geliyor ki, bu basmakalıp imge bize okul çağlarından yadigârdır; yapmayı bin kere tercih edeceğimiz her şeyi bir kenara bırakıp dersimize konsantre olmamız gerektiği söylenen zamanlardan
En etkili konsantrasyon, neye konsantre olduğunuzu hiçbir şekilde analiz etmediğinizde sadece üzerine yoğunlaştığınız şeyi "yaşadığınızda" sağlanır. Uykunuz gelip de yatağa girdiğinizde yaptığınız şey tam olarak budur. Beyniniz vites değiştirip farklı bir bilinç durumuna geçene dek bilinç yelpazenizin odağını daraltırsınız. Öteden beri kullanılan, uykuya dalmak için koyun sayma yönteminin arkasında yatan da işte bu etkidir. Çitten atlayan koyunların tekdüze devamlılığı beynin vites değiştirmesine sebep olur. Çarpım tablosunu saymak da aynı etkiyi yaratabilir. Uykusuzluk çeken pek çok insanın temel sorunu, konudan konuya atlayıp birbirinden farklı pek çok şeyi düşünerek, analiz ederek, yargılayarak, değerlendirerek, planlayarak beyinlerini sürekli meşgul etmeleridir. Bunun en basit tedavisi zihnin tek bir şeye odaklanmasını sağlamaktır; bu, duvardaki bir nokta ya da zihindeki bir imge veya bir müzik parçası olabilir.
Alıştırma II: Bu alıştırma için kendinize "haşmetli" bir konu seçin; aşk, para, arkadaşlık, seks, eğlence, iktidar ya da sağlık gibi hem sizi ilgilendiren hem de başkalarını ilgilendirme potansiyeli taşıyan bir konu olsun bu. Rahat bir pozisyona geçin ve kendinize, "Nedir?" sorusunu sorun. Seçtiğiniz konu her ne ise, beş on dakika kadar düşünceleriniz bu konu etrafında dönsün. Yapmaya çalıştığınız şey, bir çeşit iç konuşma sürdürmektir; imgeler bu konuşmayı zenginleştirir ancak konuşmanın yerine geçmez. Sürdürdüğünüz iç konuşmanın bir noktada tıkanmaya başladığını fark ederseniz hemen kendinize başka sorular sorun: "Bundan başka nedir? Bu konu hakkında neden böyle düşünüyorum? Başkaları bu konu hakkında ne düşünüyorlar? Neden böyle düşünüyorlar?" gibi devam edebilirsiniz.
Bu alıştırma tam anlamıyla bir konsantrasyon testidir. Neden mi? Çünkü belirli bir süre boyunca berrak bir zihinle tek bir konu üzerine odaklanmaya alışkın olmadığınız müddetçe, zihniniz kolayca "yoldan çıkar" ve siz de, seçtiğiniz konudan başka her şey hakkında düşünürken buluverirsiniz kendinizi. Alıştırma sırasında böyle bir şey olursa, konudan uzaklaşmış olduğunuzu fark ettiğiniz anda sakin bir şekilde dikkatinizi tekrar asıl mesele üzerinde yoğunlaştırın. Sorguladığınız meseleye dair yeni bir iç görü kazandıysanız ya da o konuyla ilgili unutmuş olduğunuz olumlu ve önemli bir şeyi hatırladıysanız alıştırma başarılı olmuş demektir.
Olumlama Aracı
"Olumlama" demek, güvenilir ve olumlu bir cümle kurmak; güvenilir ve olumlu bir görüş bildirmek demektir.
Kendimize ya da yaşama dair sahip olduğumuz fikirleri genellikle konuşma kalıbımızla ifade ederiz. "Konuşma kalıbı" derken; konuşma biçimimizi değil, kendimizi ve duygularımızı tarif ederken kullanma alışkanlığı edindiğimiz kalıplaşmış kelimelerimizi ya da cümlelerimizi kastediyorum. Bu kelimeleri kullanmayı öylesine alışkanlık haline getirmişizdir ki söylerken farkına bile varmayız. Ne denli olumlu bir bakış açısına sahip olduğuna beni ikna etmeye çalışıp da yaşamını tam bir keşmekeş içinde sürdüren sayısız insanla konuşmuşumdur. Sohbetin bir yerinde, olumlu buldukları bakış açılarıyla çelişen bir şeyleri mutlaka ağızlarından kaçırırlar ve düştükleri darboğazın sebebi de ortaya çıkıverir. Bakış açılarıyla çelişen bir cümlelerini hatırlattığımda hep ne söylediklerini hiç hatırlamadıklarını söylerler. Oysa ağızdan çıkan bu "bilinçsiz" cümlelerin, dikkatli bir şekilde tasarlanarak söylenen cümlelerden çok daha büyük bir etkisi vardır hayatları üzerinde; tam da bu tür cümleler kurmayı alışkanlık haline getirdikleri için hayatları öyledir zaten.
Alıştırma I: Gün boyunca, çevrenizdeki insanların kendi haklarında kullandıkları kendilerini sınırlandırıcı kelimelere ve cümlelere dikkat edin. Özellikle de "Ben şunu yapamam... Ben asla... Ben hep..." diye başlayan cümlelere kulak kabartın. Çevrenizdeki insanların kendileri hakkında söyledikleri şeylerle yaşadıklarının birbirine paralel olup olmadığını gözlemleyin.
Zihinde Kısa Bir Gezinti
Şimdi, zihnimizi daha iyi kullanabilmek adına onu işlevlerine göre üç kategoriye ayıracağız. Ben bu kategorileri yaratıcı zihin, yönetici zihin ve faal zihin olarak adlandırıyorum. Uygulama açısından bu üç zihin kategorisinin hayat tecrübenizde son derece kritik bir işbirliği içinde olduğunu söyleyebiliriz. Ne ki, kimi zaman bu işbirliği kötü yapılır. O anlarda hayat da size kötü görünür. Sorun da genellikle, bu üç farklı zihin kategorisinden birini asıl işlevinin dışında kullanmaya çalışmamızdır. Nihayetinde karaciğere kan pompalatmaya çalışmak ya da kalbe yiyecekleri sindirmesini emretmek ne kadar başarılı bir girişimse, zihni, yapmak için tasarlanmadığı bir işlevi yerine getirmeye zorlamak da o kadar başarılı bir girişimdir. Bize düşen, zihnin bu üç farklı işlevi konusunda sarih bir fikre sahip olup aralarındaki işbirliğini etkili hale getirmektir.
İşte size yönetici zihninizin nasıl çalıştığını iyice kavramanız için iki alıştırma:
Alıştırma I: Gün içinde, "içinizdeki laf ebesi"nin yönetici zihninizle yaptığı içsel konuşmaya kulak kabartın. Hem çevrenizde olup bitenleri hem de kendi davranışlarınızı nasıl yargıladığınızın, eleştirdiğinizin ve analiz ettiğinizin farkına varın. Olmuş bitmiş bir olayı ne sıklıkta aklınızdan geçirdiğinize; zihninizde tekrar tekrar eleştirerek, değerlendirerek, yargılayarak temcit pilavı gibi ısıtıp durduğunuza dikkat edin. Bunun size ne kadar faydasının dokunduğunu düşünün.
Bedenin Aynası
"Beden harikulade bir makinedir!" Bunu ya da benzeri bir cümleyi, egemen tıp anlayışını benimseyen, bedenin mucizevi işleyişinden etkilenmiş herhangi bir doktorun ağzından duymanız çok mümkün. Evet, harikuladedir. Tamamen kendi başına havadan oksijenini alıp bir şekilde kan dolaşımına sokar ve bu işlem sırasında bir yandan da gereksiz gazları ayrıştırır. Besinleri sindirir, besleyici değeri olan özleri alıp, kullanılmaz olanları dışarı atar. Bütün hücreleri temizleyip beslemek için dolaşım sistemine muazzam miktarda kan pompalar ve ölen hücrelerin yerine yenilerini üretir. Enfeksiyonla başa çıkmak için özel hücre ve organlar üretip gerekli kimyasalları salgılar. Hakikaten de harikuladedir. Ama kesinlikle bir makine değildir.
Hayatta kalma dürtüsü adını verdiğimiz, genetik kodlarımızda yapılanmış olan bu harikulade sistem genellikle "içgüdü" olarak anılır. Hayvanlarla ortak bir niteliğimizdir ve faal zihin tarafından kontrol edilir. "Kaç ya da savaş" tepkisi olarak tanımlanan olgu da bu sistemin bir parçasıdır ve bazı araştırmacılar bu tepkiyle hastalıklar arasında bir bağlantı olduğuna dikkat çekmektedirler. Ben daha da ileri gidip, size, sağlıklı ya da hasta oluşunuzla doğrudan ilişkili dört tane hayatta kalma tepkisi olduğunu göstereceğim. Bu dört tepki şunlardır: savunma, geri çekilme, eyleme geçme ve hareketsiz kalma.
Bütün hastalıkların sebebi, kişinin hayatta kalma sistemini doğrudan etkileyen birbiriyle çelişen inançlardır. Hastalıkların sebebi olarak bastırılmış duygulardan söz etmek yeterli değildir; duygular zaten bir şekilde hep bastırılır. Öfke, kıskançlık, kin, endişe, suçluluk vs. bunların hepsi de inançlardan kaynaklanan duygulardır. Sebep değil, sonuçlardır. Hastalığı önlemek için de iyileştirmek için de çelişkinin altında yatan inançlarla baş etmek şarttır.
Bu sınıflandırmanın hastalıklarınızın ardındaki fikirleri belirlemenize yardımcı olacağını ümit ediyorum.
I. Bölge: Baş, omuzlar, kollar ve eller.
II. Bölge: Göğüs kafesi, göğüsler, akciğer, kalp ve sırtın üst kısmı.
III. Bölge: Karın boşluğu, genital-üriner sistem, bel ve kalçalar.
IV. Bölge: Bacaklar ve ayaklar.
İzleyen bölümlerde bu bölgelerin hepsini teker teker ele alıp fikirlerle ve hastalıklarla olan ilişkilerini ortaya koyacağız.
Birinci Bölge: İletişim Merkezi
Bedenin iletişim merkezi olarak adlandırdığım bölgesini, baş, boyun, omuzlar, kollar ve eller oluşturur. Duygu ve düşüncelerin iletilmesinde en çok devreye giren bölge burasıdır. Görme, duyma, tatma, koklama, konuşma ve sayısız yüz ifadesinden sorumludur; karşı gelmeyi ya da onay vermeyi belirten baş hareketini boyun yaptırır; sadece bir omuz silkişle çok çeşitli mesajlar iletebiliriz; kollar sarıp sarmalayarak ya da sağa sola hareket ederek pek çok şey söyler ve eller dokunmak için vardır; yazarak, resim yaparak, müzik aleti çalarak, daha yüzlerce iş yaparak insanın kendisini ifade etmesini sağlar. İletişimin yanı sıra, birinci bölge, elde etmekle, kavramakla ve yeterlilikle ilintilidir. Bütün bunların ışığı altında şimdi bu bölgede işlerin nasıl olup da yolunda gitmeyebildiğine bir bakalım.
İkinci Bölge: Kimlik Algısı Merkezi
Diyafram ve enseyi de içeren göğüs kafesi bölgesi, kimliğimizin bilinçaltımızda algıladığımız bölümüdür. Biliyorum, çoğumuz "zihnimizin" baş bölgesinde yer aldığını sanırız ama spontane kimlik algımız biraz daha aşağılardadır. Tarzan filmlerinin eski versiyonlarını seyrettiyseniz kahramanın "Ben Tarzan" derken göğsünü yumrukladığını hatırlayacaksınız. Tarzan bunu, gorillerin arasında büyüdüğü için yapmaz. "Ben" şu düşünceyi ifade ediyorum ya da "Ben" belirli bir öneme sahibim veya "Ben" şu anda kendimi çok mutlu hissediyorum gibi ifadeleri göğüs bölgesine dokunarak ya da göğüs bölgesini işaret ederek vurgulamak (genellikle de iki elle birden) yeryüzündeki bütün insanların doğasında var olan en ortak tavırdır. Kimlik algımızla ilintili bu tür el kol hareketleri kültürlere göre farklılık göstermez. Böyle bir ifadeyi kullanırken rahatlıkla başımıza da dokunabilirdik ama bunu yapmayız. Yapmayız çünkü âdeta biyolojik düzeyde kimliğimiz göğüs kafesimizin içinde yer almaktadır. Aynı şey duygusal ve düşünsel düzeyde de geçerlidir.
Göğüs kafesi kimlik algımızın merkezi olduğu için öz değerimizle ilgili düşüncelerimiz; reddedilmeyle ve merhametle (başkalarıyla özdeşleşme anlamında) ilgili düşüncelerimiz; kendimize güvenmekle, kendimizle gurur duymakla ya da kendimizi aşağılamakla ilgili düşüncelerimiz burada toplanır.
Üçüncü Bölge: Güvenlik Merkezi
Bedenin güvenlik merkezi olarak adlandırdığım bölgesine, karnı, kalça kemiğini ve beli dahil ediyorum. Burası öncelikli olarak doğamızın içgüdüsel yanıyla; güvende olmakla, beslenmeyle ve fiziksel dünyamızı başkalarıyla paylaşmakla ilişkilidir. Bu bölge şefkatten ve şefkat eksikliğinden etkilenir, bir o kadar da mülkiyet duygusu ve desteklenmeyle ilişkilidir.
Yiyecekler maddi güvenliği de temsil eder; meslek hayatındaki çatışmaların ve tatminsizliklerin sıklıkla mide rahatsızlıkları olarak ortaya çıkmasının sebebi de budur. "O iş karın doyurmaz" gibi ifadeleri bu yüzden kullanırız. Yaptığı iş ya da maddi açıdan kendini güvende hissetmemek birini "yiyip bitiriyorsa" mide zarını da yiyip bitirerek ülser olmasına yol açabilir. Mide rahatsızlıkları, malını mülkünü kaybetme korkusuyla da ilişkilidir. Ayrıca, hayatınızdaki birtakım insanların size ait olduklarını düşünüyorsanız, sizi terk edeceklerine dair gerçek ya da hayali herhangi bir tehdit midenizde ağrılara yol açacaktır. Kıskançlık dediğimiz duygu aslında yaşanacak muhtemel kayıplarla ilgilidir; ayrıca reddedilme korkusuyla da çok yakından ilişkili olabilir. Bir başkasının sahip olduğu şeye asıl sizin sahip olmanız gerektiğine inanıyorsanız bu da midenizin ağrımasına neden olabilir.
Dördüncü Bölge: İlerleme Merkezi
Bu bölgeyi oluşturan bacaklar ve ayaklar hayattaki duruşumuzla, konumumuzla, mevkiimizle; kendi kendine yetebilme duygumuzla; ilerlemeye, değişime ya da belirsizliğe karşı gösterdiğimiz tepkiyle ilgili fikirlerimizi ve hislerimizi yansıtır.
...En basit açıklamasıyla hastalığım, babamın hükmedici bir yapısı olduğuna dair inancım yüzünden ona boyun eğmek istemeyişimin (benim durumumda diz bükmemekle simgeleniyordu) aşırı bir noktaya varmış sonucuydu. Bir yandan da babam hakkında böyle şeyler düşündüğüm için suçluluk duyuyordum; bu yüzden de her dakika bir yerlere çarparak canımı acıtıyor ve böylece kendimi cezalandırmış oluyordum. Bugün artık iki konudan eminim: Babam hiç de o kadar despot bir adam değildi ve ben o denli katı, inatçı, sabit fikirli bir delikanlı olmasaydım bu hastalığa kesinlikle yakalanmazdım.
Dizlerimizin durumu, yumuşak başlılık, otoriteye boyun eğmek, mevcut durum karşısında esneklik gösterip gösterememek gibi konularla ilgili duygularımızı yansıttığı gibi, muhtemel tehlikeler ve belirsizlikler karşısında "dimdik" durup duramayacağımıza ve mevcut konumumuzu koruyup koruyamayacağımıza dair korkularımızı da yansıtır.
İyileşme Teknikleri
Fikir Terapisi
Bu bölümde verilen tekniklerin asıl amacı kendi hakkınızda ne düşündüğünüzü doğrudan ortaya çıkarmaktır; artık sizin de iyi bildiğiniz gibi hayatınıza ve kendinize dair inançlarınız sağlık durumunuzla yakından ilgilidir. Doğal olarak burada verilen tekniklerin birbirleriyle örtüşen bazı yanları olacaktır; ince ayrıntılarla sakın canınızı sıkmayın. Benim yaptığım sınıflandırma oldukça keyfi olup size temel bir çalışma ve uygulama düzeneği sunmak üzere tasarlanmıştır. Sonunda muhtemelen birkaç farklı terapi tekniğini kombine etmeye başlayacaksınızdır ki aslında olması gereken de budur.
Görsel Terapi
Bu bölümde verilen teknik, temel olarak bir imgeleme aracıdır; sağlık sorunlarının kaynağını keşfetme anlamında rahatsızlıkların giderilmesinde ya da tutum ve inançların dolaylı olarak değiştirilmesinde kullanılır
Sözel Terapi
...Hiç kendi kendinize konuştuğunuz için eleştirildiğiniz oldu mu? O halde eleştirmeninize gülmeyi öğrenin. Bu, çok eskiden beri bilinen bir tekniktir. Ufukta beliren bir mücadeleye karşı kendisini zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak hazırlamak isteyen insanlar yapar bunu. Kendi kendine konuşmanın bu tür kullanımına "havaya girme" adı verilir; genellikle sporcular, üst düzey yöneticiler, hatipler ve siyasetçiler tarafından odaklanma ile enerji uyaranı olarak kullanılır.
Duygu Motivasyonu Terapisi
Önceki bölümlerde değinilen biyoenerji alanları ve biyoenerji akımları hakkında edindiğiniz bilgiyi artık uygulamada nasıl kullanabileceğinize bir bakalım.
Biyoenerji muhtemelen insanlığın en kadim tedavi araçlarından biridir ve genellikle insandan insana aktarılabilir. Çoğu kişinin zihninde biyoenerji, gizemli dinsel topluluklarla, elle dokunularak yaratılan mucizelerle, Yoga gibi ezoterik uygulamalarla ya da özel bir yetenekle dünyaya gelmiş "psişik" kişilerle ilişkili olarak yer etmiştir. Oysa herkes (buna siz de dahilsiniz!) kendi içinde gizlenmekte olan bu iyileştirici doğal enerjiyi kullanma becerisine doğuştan sahiptir; üstelik ileri düzeyde ya da karmaşık bir eğitime de ihtiyaç yoktur
Bu kitap her şeyden önce kişinin kendi kendisini tedavi etmesi amacıyla yazılmıştır; dolayısıyla size bu terapi yöntemini başka insanlar üzerinde nasıl kullanacağınızı açıklamayacağım. Bunun yerine, tekniği kendinize nasıl uygulayabileceğinizi göstermeyi tercih ediyorum ki, işin bu yönü temasla tedavi yöntemini kullananlar tarafından hep atlanır.
Tedavide İşbirliği
Bu kitabın öncelikli meselesi kişinin kendi kendisini tedavi edebilmesini ve kendini her daim sağlıklı kılmasını sağlamaktır. Bu bakış açısı, iyileşmek için başka birine ya da bir şeye neredeyse mutlak bağımlı olduğumuz düşüncesini dayatan yaygın mekanik bakış açısına karşı koymayı gerektirir. Özellikle de Batılı toplumlarda, doktorlar, psikiyatristler, psikologlar, lokman hekimler, şifacılar, medyumlar, hipnozcular hemen daima ilahlaştırılır; hastalıkları iyileştirmeleri, insanları sağlıklarına kavuşturmaları beklentisiyle neredeyse yarı tanrı konumuna oturtulur. Elbette sihirli değnek niteliği atfedilen ilaçlar, şifalı otlar, diyetler, egzersizler ya da masajlar da aynı görüşten nasibini almıştır. Bakış açımız değişmediği takdirde, tedavi, son derece pahalı ve ancak kısmen etkili bir süreç olmaya devam edecektir. İnsan, kendisini sağlığına kavuşturacak tek gerçek başvuru kaynağının yine kendisi olduğunu kavramadığı sürece, hak ettiğinden ve hatta sahip olduğundan daha büyük bir gücü başkalarına atfetmeye devam edecek gibi görünmektedir. "Tedavi eden kişi" ifadesinin mutlak bir gerçek değil sadece bir unvan olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmamalısınız. Aslında böyle birini "tedaviye yardım eden kişi" olarak tanımlamak çok daha doğru olacaktır.
Kişisel Gelişim , Başarı ve Sağlık Rehberiniz.. Başarı Rehberi
320 hesap kodu için lütfen muhasebe defter tutma kodlarına bakınız =) İşte o numara benim.