Kaliteli bir kâğıda basılmış, ciltli, büyücek bir kitap bir haftadır masamda duruyor. Adı: Kent Dokusu ve Geleneksel Evleriyle Kerkük. Yazarı, Kerkük'te doğmuş, çocukluğunu ve ilk gençliğini bu şehirde yaşamış bir mimar, Prof. Dr. Suphi Saatçi...
Bu güzel kitabın sayfaları arasında gezinirken kendimi, Erzurum gibi, Urfa gibi, Mardin gibi capcanlı, sımsıcak bir şehrin sokaklarında hissettim. Kalesi, camileri, türbeleri, genişleyip daralan loş sokakları, çıkmazları, sokaklara ayrı bir güzellik katan çıkmaları, taklarıyla size her an yeni sürprizler hazırlayan harika bir şehir... İşte şu ev, belki de geçen asrın başlarında Osmanlı mutasarrıfı Avnullah Kâzımî Bey'in, daha sonra kadı Hüseyin Fikri Efendi'nin oturduğu evdir, kim bilir! Biri Halide Nusret Zorlutuna'nın, diğeri Ahmet Hamdi Tanpınar'ın babası...
Tanpınar, "Kerkük Hatıraları" başlıklı nefis yazısında Kerkük'te oturdukları evleri uzun uzun anlatır. Halide Nusret de Kerkük'e Gazel, Vazgeçemem Kerkük Senden ve Masal Şehir adlı şiirlerinde bu şehri çocukluğunun cenneti olarak tarif etmişti.
Irak'ta, bilgili ve becerikli -Tanpınar'ın ifadesiyle çakırpençe- Osmanlı memurlarının asırlar boyunca ustaca idare ettikleri, Musul'la birlikte Misak-ı Millî sınırları içinde olmasına rağmen, zengin petrol kaynaklarına göz diken İngilizlerin Birinci Dünya Harbi'nden sonra politik oyunlarla bizden kopardığı, bugün kurtlar sofrasında kimliğini büsbütün kaybetmek üzere olan güzel şehir...
İsterseniz çevrenizde bir gün küçük bir soruşturma yapınız; bakalım kaç kişinin Kerkük hakkında sarih bir fikri var. Hâlbuki Ankara'da imzalanan bir anlaşmayla İngiliz mandasındaki Irak devletine bırakıldığı tarihe (5 Haziran 1926) kadar Erzurum gibi, Konya gibi, Mardin gibi, "Yalnız bizimdi, çehre ve ruhiyle bizdi o". Bu acı gerçeği, Suphi Saatçi'nin kitabını okurken ve fotoğraflarına bakarken daha iyi anlıyorsunuz.
Muaviye tarafından 674 yılında Horasan'a gönderilen yirmi bin kişilik ordunun kumandanı Ubeydullah b. Ziyad'ın dönüşte beraberinde getirip Basra'ya yerleştirdiği okçulukta mâhir iki bin Türk'le başlayan Türk varlığı, zamanla bu coğrafyanın aslî unsurlarından biri haline gelmişti. Anne tarafından Türk olan Abbasi halifesi Mu'tasım'ın Türklerden oluşan bir hassa ordusu ve bu ordu için özel bir şehir (Samerra) kurduğunu hatırlatmakla yetiniyorum. Asur kralı Sartnapal tarafından kurulduğu söylenen ve Hz. Ömer tarafından fethedilen Kerkük de, Abbasiler tarafından önemli sayıda Türk nüfusunun yerleştirildiği şehirlerden biriydi.
Irak, Mu'tasım'dan sonra büyük bir hızla artan Türk nüfus ve nüfuzu sayesinde, Anadolu'nun fethinden çok önce Türk yurdu olmuş ve Türkistan'ın hızla Müslümanlaşmasında önemli bir rol oynamıştı. Abbasiler devrinin kudretli kumandanları Afşın, Büyük Boğa, Küçük Boğa, Hakan gibi "öz" Türkçe adlar taşıyorlardı.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Kerkük, IX. yüzyıldan bu yana Irak Türklüğünün ve bu coğrafyada şekillenmiş Türk kültürünün merkeziydi.
Irak'ta Türk kültürünün merkezi olarak Kerkük hakkında bilgi edinmek ve 1926 yılından beri, azılı Irak diktatörlerinin amansız baskısı altında varlıklarını sürdürmeye çalışan Kerkük Türklerinin bugünlerde daha da derinleşen dramını bütün boyutlarıyla öğrenmek isteyenler, Prof. Dr. Suphi Saatçi'nin Kent Dokusu ve Geleneksel Evleriyle Kerkük ve Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri adlı kitaplarını okumalıdırlar. NOT: 'Kent Dokusu ve Geleneksel Evleriyle Kerkük' Kerkük Vakfı, 'Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri' (2003) ise Ötüken Neşriyat tarafından yayımlandı. Saatçi'nin 'Kerkük Güldestesi' (1997) adlı bir de antolojisi var.
Kişisel Gelişim , Başarı ve Sağlık Rehberiniz.. Başarı Rehberi
320 hesap kodu için lütfen muhasebe defter tutma kodlarına bakınız =) İşte o numara benim.