Cehennemi bir hararet, yakıcı,boğucu bir sıcaklık sarmıştı çölü.Çöldü,hararetliydi her zaman ama bugün daha başka kavruluyordu ortalık.İnsanlar da telaşlıydı üstelik, sebebini kimsenin bilmediği bir gariplik vardı güneşin yalayıp geçtiği sokaklarda.
Kimi gökyüzüne bakıp, acaba bir damla da olsa yağar mı, diye düşünüyor;kimi bir an önce kasvetin dağılması için dua ediyor; çok azı ise,içlerinde büyük bir ümit ve huzurla ,bir şey beklermişçesine yürüyordu sıcak kumların üzerinde.Bir tarafta kenara çekilmiş kendilerini yakan ateşten medet umanlar, diğer yanda hararetin, kasvetin varlığının bile farkına varamayan zavallılar vardı.Gözler mühürlenmiş, gönüllerin ise üzerine basılıp geçilen kızgın kum tanelerinden farkı kalmamıştı.Daha da artmıştı, işte güneş var gücüyle bırakmıştı tüm hararetini yere.
Sıcağın değdiği yer yangın yeri; cehennem çukuru. Çehreler asık,çehreler umutsuz; bekleyiş sonsuz.Bir damla diyordu çoğu içinden,ne olur tek bir damla. Derken; hafiften bir esinti duyuldu tüm sokaklarda.Her zamanki sıcak ve yakıcı esen, esip geçerken cehennemi andıran rüzgar gitmiş,yerini ılık ve yumuşak bir esinti almıştı.Bunaltan o sıcak hiç uğramamıştı sanki bu semte.Ve tebessümler yayıldı çehrelere.Evet bu yağmurun,rahmetin habercisiydi.. Gökyüzü kızıllığını atmış, mavi; yer yer gri bulutlarla kaplanmıştı.O da gülümseyerek müjde veriyordu, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu dili döndüğünce.
İşte beklenen geliyordu; işte iniyordu kupkuru çöllere, biraz da nazlanarak. Beklenen geliyordu, binbir müjdeyle. Yüzler gülüyor, zalimler kasvete boğuluyordu bu rahmetle. İlk damla değdi kızgın kuma,ardından ikinci damla ateşin tam ortasına.Ve sönüverdi bilmem kaç yıldır sönmeyen ateş tek damlayla.Çoğalmıştı rahmet damlalarının sayısı, belli ki yapacak çok işleri vardı indirildikleri bu yerlerd. Rahmet inmişti yerlere,çehrelere, zalimlerin
tepelerine. Bir damla düşüyordu esmer bir çocuğun minicik parmağına, gülüyordu;
bir damla düşüyordu çorak toprağa en güzel gülleri açıyordu. Bir damla düşüyordu yüreklere, aydınlanıyordu tüm karanlıklar.Damlaların ardı arkası kesilmiyordu. Rahmete gark olmuştu her taraf.Her bir damladan nasibini almıştı vahalar, açılmıştı hiç açmayacak sanılan kızıl güller.Ruhlar da yıkanmıştı, gönüllerin yangını sönmüştü artık.
İşte bu yağmurun türküsüydü ve gelmiş geçmiş söylenen en güzel türküydü&Adı
yağmur,adı rahmet, adı nuru-nun gelmesiyle kuru dallar çiçeklere bürünmüştü. O
gelince çocukların başı okşanmış; cehennemin ateşi sönmüştü.Yağmurun dedikleri
vardı daha yağmaya başlamadan.Diyecekleri vardı hiçbir zaman bitmeyen,her mevsim
gönüllere baharı duyuran.